Thrill
Bronze
- Joined
- May 30, 2024
- Posts
- 493
- Reputation
- 1,559
MERHABALAR
Bu threadin amacı, size bildiklerimi aktarıp bir ihtimal hayat kalitenizi yükseltmek. Bu anlatacaklarım, farklı farklı kaynaklardan benim alıp yararlı gördüğüm konulardan oluşuyor. O yüzden liste çok dağınık ve bazı şeyleri fazla soyut anlatıp kafalarınızı karıştırmış olabilirim, çünkü günün sonunda ben de bunları başkalarından öğrendim ve kendi yorumumu katıp sizlerle paylaşıyor olacağım. Dilerseniz başlayalım.
İÇSEL GÜNEŞ
(Onay dilenciliğini bırakma)
Onay dilenciliği nedir?
Onay dilenciliği bana göre insanın kendi değerini güvendiği veya güçlü gördüğü kişilerin tepkilerine bağlamasıdır.
Kısaca,
Kişinin yeterliliğini aynada değil de başkalarının gözlerinin içinde aramasıdır.
Bu onayı arama sebeplerimiz:
Özgüven Eksikliği
Genelde sessiz bir şekilde çalışan ama yinede bir türlü hepimizin hayatında yer edinen özgüven problemleri kişi farkında olmadan devamlılığını sürdürdüğü düşünce kalıplarıyla kök salar kişinin içinde.
Kişinin kendine söylediği şeyler farkındalığının dışına çıkarsa işte o zaman kişi farketmeden kendine görünmez bariyerker kurar ve bu bariyerleri kendi kişiliğiyle bağdaştırması sonucu kendini yanlış tanıması ve gelcekte kendini yanlış keşfetmesine yol açar.
Eleştirilmekten Kormak
Herkesin söylediği ve aynı fikirde olduğu nokta eleştirinin kişiyi geliştirdiği ama halihazırda özgüvenini kaybetmiş bir kişiye eleştiri yükü yüklenirse ne olur?
İşte tam olarak burada eleştiri yapıcılığından bağımsız olarak kişi için bir gelişim aracı olmaktan çıkar ve kişinin yaşamı boyunca fark etmeden altında ezileceği bir ağırlığa dönüşür.Zaten kendi içinde yetersizlik hissiyle mücadele eden birey gelen her eleştiriyi kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak görür söylenen şey kişiye değil de davranışa yönelik olsa bile kişi bunu doğrudan kimliğine mal eder.
Kıyaslanma Kültürü
Onay arayışını besleyen bir diğer sebep Türk ailelerinde de fazlasıyla görülen kıyaslama kültürü.Yapılan kıyaslar bir süre sonra dış ses olmaktan çıkar ve kişinin içine doğru işler, kişinin kendi başarılarına odaklanacağı yerde eksikliklerini öne çıkartır.Bu aşamada onay ihtiyaçları devreye girer. birey kendi standart ve iç kriterlerini göz ardı ederek çevresindekilerin beklentilerine ayak uydurarak yaşamaya başlar çünkü kıyas ortamında bir değer kazanmak, herzaman başkalarının ölçülerine uygun kalmakla mümkünmüş gibi hissettirilir.
Koşullu Sevgiye Alışmak/Alıştırılmak
Bahsettiğimiz onay arayışını güçlendiren en derin sebeplerden biri de koşullu sevgiye aile veya yakın çevre tarafından alıştırılmak, kişiye sevginin koşullu öğretilmiş olmasıdır.
Kişi sevginin varolmakla değil yakın çevresinin beklentilerini karşılamakla olduğunu benimser. Zamanla onay göremk için gerçek kişiliğini bir kenara vırakıp mükemmelliyet maskesini takar.
Evet, sevgi kişiyi benliğinden ayıracak kadar güçlü bir duygudur. Sevgiyi kaybetme korkusu kişiyi sürekli tetikte yaşamaya iter, böyle büyüyen bir birey ilerleyen yaşlarda da sevgiyi doğuştan sahip olunan bir hak olarak görmekte zorlanır onu koşulsuz sevenlerin sevgisinden şüphe duyar, kime güveneceğini bilemez.
*Bu 4 sebebin yanında daha bir sürü sebep var bu sebeplerden kolay ele alabileceklerimi ve sizlerin işinize yarayacağını düşündüklerimi seçtim.*
“Bilinçdışını bilinçli hale getirmedikçe, o hayatını yönlendirecek ve sen buna kader diyeceksin.”
-Carl Jung
Onay Dilenciliğini Hayata Aktarma-Onay dilenciliğini Bırakma
Öncelikle şunu söyleyim onay dilenciliğini bırakmak kişinin hayatında bir anda gerçekleşen bir aydınlanma değildir, daha çok bir süreçtir çünkü değiştirilmesi gereken tek şey davranışlarımız değil aynı zamanda belki yıllar boyunca kafamızın bir kenarında büyüyen düşünce kalıplarıdır.
Ben bu şekilde uygun gördüğüm için bu kısmı tek bir madde ile açıklayacağım
Farkındalık
Onay dilenciliğinden kurtulmak için izleyeceğimiz yolda ilk ve bana göre en önemli adımımız farkındalıktır.
İnsan onay ararken onay aradığını farketmez veya farketmek istemez bunu kişiliğiyle bağdaştırır oysaki onay dilenciliğinden farkındalık aracılığıyla kurtulmak kişinin kendisini keşfetmesinde önemli rol oynar,
Herşeyden önce farkındalık, davranışın arkasındaki niyeti görmektir,
Fark etmenin en kolay yolu günlük hayatta verilecek önemli veya öenmsiz karar öncesi içimize doğan ilk düşünceyi yakalayabilmek ve bu düşünceyi neyin oluşturduğunu görebilmektir.
Çoğu zaman o ilk düşünce bize ait olduğunu sandığımız ama yıllardır içimizde duran kalıpların sesidir bu seslere hayatımızda düşündüğümüzden fazla yer veririz ve bu sesler aklımızdan o kadar hızlı geçer ki durup düşünmeye onları sorgulamaya fırsat bile bulamayız işte farkındalık kavramı da o hızı yavaşlatabilip düşüncelerimizi yaklayabilmektir.
Bu düşünceleri nasıl yakalayacağız?
Zihnimizi akıp giden bir nehir olarak düşünün ve bu nehir içerisinde kafamızdan aceleyle geçen düşüncelerimiz var. Yapacağımız şey, bu nehiri yavaşlatmak ve suyu net görebilmek için akıntının sakinleşmesi.
Bunalrın en basit yolu kısa sürei bilinç duraklamalarıdır.Önceden bahsettiğim gibi herhangi bir karar vermeden önce birkaç saniye durup bu karar üzerine düşünmek(zamanımız varsa) aklımıza ilk gelen düşünceye dışarıdan bakmaya çalışmak, bu senin isteğin mi yoksa kabul görme ihtiyacının mı eseri? İşte tam bu noktada meditasyon devreye girer, meditasyonun amacı zihni susturmak değil zihni izlemektir kendimizi yargılamadan.
Kişi bu eylemde bulunduğunda cidden odaklanabildiyse birkaç dakika içinde düşüncelerinin gelici ve gidici olduğunu birkaçının gerçek kimliğini yansıtmadığını farkeder.
Bir diğer yöntem yazmaktır gün içinde kontrol edemediğimiz aklımızı devreye sokan olayları not almak ve bu konular üzrerine çalışmak düşünceyi somutlaştırmamızı sağlar.
Kişinin kendine sorular sorması da oldukça etkili bir yöntemdir bu sorular:
-bu kararı veren ben miyim?
-beni yönlendiren duygu ne?
-eğer beni yargılayacak kimse olmasaydı ne yapardım?
Bu sorular benim inandığımca kişinin otomatik düşünce sistemi yerine bilinçli seçimi devreye sokar.
Farkındalık bir anda oluşmaz ama her adım kişiyi etrafındaki görünmez duvarı yıkmaya bir adım daha yaklaştırır.
Dipnot:14 yaşındayım amk bu kadar ciddiye almayın okuduklarınızı ben kendi deneyimlerimi ve bilgilerimi paylaşmaya çalıştım umarım bir nebze yararım dokunabilmiştir sizlere
Sağlıcakla kalın,
- @Thrill
Bu threadin amacı, size bildiklerimi aktarıp bir ihtimal hayat kalitenizi yükseltmek. Bu anlatacaklarım, farklı farklı kaynaklardan benim alıp yararlı gördüğüm konulardan oluşuyor. O yüzden liste çok dağınık ve bazı şeyleri fazla soyut anlatıp kafalarınızı karıştırmış olabilirim, çünkü günün sonunda ben de bunları başkalarından öğrendim ve kendi yorumumu katıp sizlerle paylaşıyor olacağım. Dilerseniz başlayalım.
İÇSEL GÜNEŞ
(Onay dilenciliğini bırakma)
Onay dilenciliği nedir?
Onay dilenciliği bana göre insanın kendi değerini güvendiği veya güçlü gördüğü kişilerin tepkilerine bağlamasıdır.
Kısaca,
Kişinin yeterliliğini aynada değil de başkalarının gözlerinin içinde aramasıdır.
Bu onayı arama sebeplerimiz:
Özgüven Eksikliği
Genelde sessiz bir şekilde çalışan ama yinede bir türlü hepimizin hayatında yer edinen özgüven problemleri kişi farkında olmadan devamlılığını sürdürdüğü düşünce kalıplarıyla kök salar kişinin içinde.
Kişinin kendine söylediği şeyler farkındalığının dışına çıkarsa işte o zaman kişi farketmeden kendine görünmez bariyerker kurar ve bu bariyerleri kendi kişiliğiyle bağdaştırması sonucu kendini yanlış tanıması ve gelcekte kendini yanlış keşfetmesine yol açar.
Eleştirilmekten Kormak
Herkesin söylediği ve aynı fikirde olduğu nokta eleştirinin kişiyi geliştirdiği ama halihazırda özgüvenini kaybetmiş bir kişiye eleştiri yükü yüklenirse ne olur?
İşte tam olarak burada eleştiri yapıcılığından bağımsız olarak kişi için bir gelişim aracı olmaktan çıkar ve kişinin yaşamı boyunca fark etmeden altında ezileceği bir ağırlığa dönüşür.Zaten kendi içinde yetersizlik hissiyle mücadele eden birey gelen her eleştiriyi kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak görür söylenen şey kişiye değil de davranışa yönelik olsa bile kişi bunu doğrudan kimliğine mal eder.
Kıyaslanma Kültürü
Onay arayışını besleyen bir diğer sebep Türk ailelerinde de fazlasıyla görülen kıyaslama kültürü.Yapılan kıyaslar bir süre sonra dış ses olmaktan çıkar ve kişinin içine doğru işler, kişinin kendi başarılarına odaklanacağı yerde eksikliklerini öne çıkartır.Bu aşamada onay ihtiyaçları devreye girer. birey kendi standart ve iç kriterlerini göz ardı ederek çevresindekilerin beklentilerine ayak uydurarak yaşamaya başlar çünkü kıyas ortamında bir değer kazanmak, herzaman başkalarının ölçülerine uygun kalmakla mümkünmüş gibi hissettirilir.
Koşullu Sevgiye Alışmak/Alıştırılmak
Bahsettiğimiz onay arayışını güçlendiren en derin sebeplerden biri de koşullu sevgiye aile veya yakın çevre tarafından alıştırılmak, kişiye sevginin koşullu öğretilmiş olmasıdır.
Kişi sevginin varolmakla değil yakın çevresinin beklentilerini karşılamakla olduğunu benimser. Zamanla onay göremk için gerçek kişiliğini bir kenara vırakıp mükemmelliyet maskesini takar.
Evet, sevgi kişiyi benliğinden ayıracak kadar güçlü bir duygudur. Sevgiyi kaybetme korkusu kişiyi sürekli tetikte yaşamaya iter, böyle büyüyen bir birey ilerleyen yaşlarda da sevgiyi doğuştan sahip olunan bir hak olarak görmekte zorlanır onu koşulsuz sevenlerin sevgisinden şüphe duyar, kime güveneceğini bilemez.
*Bu 4 sebebin yanında daha bir sürü sebep var bu sebeplerden kolay ele alabileceklerimi ve sizlerin işinize yarayacağını düşündüklerimi seçtim.*
“Bilinçdışını bilinçli hale getirmedikçe, o hayatını yönlendirecek ve sen buna kader diyeceksin.”
-Carl Jung
Onay Dilenciliğini Hayata Aktarma-Onay dilenciliğini Bırakma
Öncelikle şunu söyleyim onay dilenciliğini bırakmak kişinin hayatında bir anda gerçekleşen bir aydınlanma değildir, daha çok bir süreçtir çünkü değiştirilmesi gereken tek şey davranışlarımız değil aynı zamanda belki yıllar boyunca kafamızın bir kenarında büyüyen düşünce kalıplarıdır.
Ben bu şekilde uygun gördüğüm için bu kısmı tek bir madde ile açıklayacağım
Farkındalık
Onay dilenciliğinden kurtulmak için izleyeceğimiz yolda ilk ve bana göre en önemli adımımız farkındalıktır.
İnsan onay ararken onay aradığını farketmez veya farketmek istemez bunu kişiliğiyle bağdaştırır oysaki onay dilenciliğinden farkındalık aracılığıyla kurtulmak kişinin kendisini keşfetmesinde önemli rol oynar,
Herşeyden önce farkındalık, davranışın arkasındaki niyeti görmektir,
Fark etmenin en kolay yolu günlük hayatta verilecek önemli veya öenmsiz karar öncesi içimize doğan ilk düşünceyi yakalayabilmek ve bu düşünceyi neyin oluşturduğunu görebilmektir.
Çoğu zaman o ilk düşünce bize ait olduğunu sandığımız ama yıllardır içimizde duran kalıpların sesidir bu seslere hayatımızda düşündüğümüzden fazla yer veririz ve bu sesler aklımızdan o kadar hızlı geçer ki durup düşünmeye onları sorgulamaya fırsat bile bulamayız işte farkındalık kavramı da o hızı yavaşlatabilip düşüncelerimizi yaklayabilmektir.
Bu düşünceleri nasıl yakalayacağız?
Zihnimizi akıp giden bir nehir olarak düşünün ve bu nehir içerisinde kafamızdan aceleyle geçen düşüncelerimiz var. Yapacağımız şey, bu nehiri yavaşlatmak ve suyu net görebilmek için akıntının sakinleşmesi.
Bunalrın en basit yolu kısa sürei bilinç duraklamalarıdır.Önceden bahsettiğim gibi herhangi bir karar vermeden önce birkaç saniye durup bu karar üzerine düşünmek(zamanımız varsa) aklımıza ilk gelen düşünceye dışarıdan bakmaya çalışmak, bu senin isteğin mi yoksa kabul görme ihtiyacının mı eseri? İşte tam bu noktada meditasyon devreye girer, meditasyonun amacı zihni susturmak değil zihni izlemektir kendimizi yargılamadan.
Kişi bu eylemde bulunduğunda cidden odaklanabildiyse birkaç dakika içinde düşüncelerinin gelici ve gidici olduğunu birkaçının gerçek kimliğini yansıtmadığını farkeder.
Bir diğer yöntem yazmaktır gün içinde kontrol edemediğimiz aklımızı devreye sokan olayları not almak ve bu konular üzrerine çalışmak düşünceyi somutlaştırmamızı sağlar.
Kişinin kendine sorular sorması da oldukça etkili bir yöntemdir bu sorular:
-bu kararı veren ben miyim?
-beni yönlendiren duygu ne?
-eğer beni yargılayacak kimse olmasaydı ne yapardım?
Bu sorular benim inandığımca kişinin otomatik düşünce sistemi yerine bilinçli seçimi devreye sokar.
Farkındalık bir anda oluşmaz ama her adım kişiyi etrafındaki görünmez duvarı yıkmaya bir adım daha yaklaştırır.
Dipnot:14 yaşındayım amk bu kadar ciddiye almayın okuduklarınızı ben kendi deneyimlerimi ve bilgilerimi paylaşmaya çalıştım umarım bir nebze yararım dokunabilmiştir sizlere
Sağlıcakla kalın,
- @Thrill



