kayra international
﷽𒐫𒐫﷽﷽﷽﷽Bâb-ı Âli Peshmerga al-Hudud𒐫𒐫𒐫𒐫𒐫𒐫
- Joined
- May 1, 2026
- Posts
- 136
- Reputation
- 65
Gözümü açtığımda ilk gördüğüm şey, odamın tavanındaki çatlaklardı. Kaderimin bir haritası gibiydiler, düzensiz, çirkin ve onarılmaz. Her sabah aynaya yaklaştığımda, o çatlakların kendi yüzümde devam ettiğini görüyordum. Sol gözüm sağ gözden daha aşağıda, sanki farklı hayallere dalmış gibi. Burnumun kemiği, bir çocuk aceleyle oymuş gibi eğriydi. Çenem ise zayıf, bir korkakın kaçış planı gibi geriye çekilmişti. Ben, annemin babadan kalma çirkinliğinin ve babamın anneden kalma zayıflığının mükemmel bir birleşimiydim. Genetik bir piyangoda en büyük kaybeden.
Lise yıllarıydı. Okulun koridorları, birer genetik sergiydi. Bir tarafta Emre; yüksek elmacık kemikleri, çene hattı bir jilet gibi keskin, gözleri mavi ve derin. O yürüdüğünde, kızların kahkahaları kesilir, fısıltılar yükselirdi. Diğer tarafta ise ben. Omuzlarım içeride, başım önde, sanki yerden bir şey arıyormuş gibi yürüyen bir gölge. Bir gün, sınıfın en güzel kızı olan Elif, yanından geçerken beni fark etti bile. Gözleri bana takıldı, bir anlığına yüzümde gezindi. O an, umudun en zehirli halini tattım. Sonra gözlerini alıp arkadaşına döndü ve güldü. O gülüş, bin bıçak darbesinden daha acıydı. Sadece benim değil, benim gibi olanların da varoluşsal bir şakaydı. O gülüşte, "senin varlığın bile bir mizah konusu" diyordu.
Bir akşam, internetin karanlık köşelerinde bir foruma rastladım. "Black Pill" diyordu başlık. Okumaya başladım. Her kelime, her cümle, yaşadığım hayatı bir formül gibi açıklıyordu. Lookism, genetik çekicilik, hipergami... Bunlar kelimeler değil, benim hapishanemin demir parmaklıklarıydı. Emre'nin neden kolayca her şeyi elde ettiğini, benim neden görünmez olduğumu, Elif'in neden güldüğünü anladım. Bu adaletsizlik değildi, bu bir doğa kanunuydu. Güçlü, güzel olan kazanır. Zayıf ve çirkin olan ise sessizce köşesinde çürür. Ben de çürüyordum.
Artık herkesi birer veri olarak görüyorum. Annemin babama olan "sevgisi", sadece kendi çirkinliğine bir sığınaktı. Babamın alkolü, kendi başarısızlığından kaçıştı. Köyün her bir yüzü, birer genetik hikayeyi anlatıyordu. Birbirlerine benzemeyen çiftler, birbirlerine benzeyen çocuklar... Bu bir döngüydü. Acı veren, bitmek bilmeyen bir döngü. Ben o döngüyü kırmak istiyorum. Ama nasıl? Yüzümü değiştiremem, kemiklerimi yeniden şekillendiremem. Sadece izleyebilirim. İzleyebilirim ve anlayabilirim ki, bu cennet denen yer, aslında sadece seçilmişler için. Bizim gibiler içinse, sadece asimetrik bir cehennem.
Lise yıllarıydı. Okulun koridorları, birer genetik sergiydi. Bir tarafta Emre; yüksek elmacık kemikleri, çene hattı bir jilet gibi keskin, gözleri mavi ve derin. O yürüdüğünde, kızların kahkahaları kesilir, fısıltılar yükselirdi. Diğer tarafta ise ben. Omuzlarım içeride, başım önde, sanki yerden bir şey arıyormuş gibi yürüyen bir gölge. Bir gün, sınıfın en güzel kızı olan Elif, yanından geçerken beni fark etti bile. Gözleri bana takıldı, bir anlığına yüzümde gezindi. O an, umudun en zehirli halini tattım. Sonra gözlerini alıp arkadaşına döndü ve güldü. O gülüş, bin bıçak darbesinden daha acıydı. Sadece benim değil, benim gibi olanların da varoluşsal bir şakaydı. O gülüşte, "senin varlığın bile bir mizah konusu" diyordu.
Bir akşam, internetin karanlık köşelerinde bir foruma rastladım. "Black Pill" diyordu başlık. Okumaya başladım. Her kelime, her cümle, yaşadığım hayatı bir formül gibi açıklıyordu. Lookism, genetik çekicilik, hipergami... Bunlar kelimeler değil, benim hapishanemin demir parmaklıklarıydı. Emre'nin neden kolayca her şeyi elde ettiğini, benim neden görünmez olduğumu, Elif'in neden güldüğünü anladım. Bu adaletsizlik değildi, bu bir doğa kanunuydu. Güçlü, güzel olan kazanır. Zayıf ve çirkin olan ise sessizce köşesinde çürür. Ben de çürüyordum.
Artık herkesi birer veri olarak görüyorum. Annemin babama olan "sevgisi", sadece kendi çirkinliğine bir sığınaktı. Babamın alkolü, kendi başarısızlığından kaçıştı. Köyün her bir yüzü, birer genetik hikayeyi anlatıyordu. Birbirlerine benzemeyen çiftler, birbirlerine benzeyen çocuklar... Bu bir döngüydü. Acı veren, bitmek bilmeyen bir döngü. Ben o döngüyü kırmak istiyorum. Ama nasıl? Yüzümü değiştiremem, kemiklerimi yeniden şekillendiremem. Sadece izleyebilirim. İzleyebilirim ve anlayabilirim ki, bu cennet denen yer, aslında sadece seçilmişler için. Bizim gibiler içinse, sadece asimetrik bir cehennem.