mangotimer
fake gamers are beta males
- Joined
- Apr 1, 2026
- Posts
- 12,373
- Reputation
- 16,493
Emre, bir kadının kalbine giden yolun basit olduğuna inanıyordu: Sabahları taze pişmiş bir simit, tavşankanı demlenmiş bir bardak çay ve ona gözü gibi bakacağına dair verilen sarsılmaz bir söz. Üç yıl boyunca bu kadarı Elif’e yetip de artmıştı bile. Kadıköy’ün kalabalık sokaklarında yürür, közde kestane paylaşır ve Boğaz’a bakan küçük bir dairenin hayalini kurarlardı.
Sonra Gamer çıktı geldi.
Emre onun gerçek adını, nereden geldiğini ya da ne iş yaptığını hiçbir zaman öğrenemedi. Bildiği tek şey; Elif’in bir gün ortak arkadaşlarıyla vakit geçirmek için bir sesli sohbet uygulaması indirdiği ve birdenbire Gamer’ın orada belirdiğiydi.
Başlarda her şey belirsizdi. Akşam yürüyüşlerinde genellikle denizin parıltılı yansımasına takılan Elif’in gözleri, artık avucunda parıldayan ekrana kaymaya başlamıştı. Emre heyecanla ailesinin deri dükkanını büyütmekten bahsettiği anlarda, Elif gelen bir mesaja aniden kahkaha atıyor, ardından telefonunu hızla ters çeviriyordu.
Annelerin gururu olan mantı sofrasında geçen bir akşam, "Kim o?" diye sordu Emre.
Elif başını bile kaldırmadan, öylesine "Sadece Gamer," dedi. "Çok komik biri."
İki ay içinde aralarındaki bütün denge altüst oldu. Emre’nin özenle planladığı buluşmalar sürekli yarıda kesiliyordu. Karaköy’den aldığı tatlı baklavaları getiriyor, fakat Gamer’ın kaçıramayacağı bir canlı yayını olduğu için kutu açılmadan öylece kalıyordu. Çiçeklerle kapısına gittiğinde ise Elif’i balkonda, kulaklıkları takılı hâlde, Emre’nin duyamadığı şakalara mikrofona doğru gülerken buluyordu.
Serin bir salı akşamı bardağı taşıran son damla düştü. Emre, Beyoğlu’nda Elif’in eskiden bayıldığı canı müzikli, küçük ve otantik bir meyhanede masa ayırtmıştı. Beyaz masa örtüsünün başında yakasını düzelterek oturdu, iki kadeh rakının içinde eriyen buzları izledi.
Otuz dakika geçti. Sonra bir saat.
Sonunda telefonunun ekranı aydınlandı.
Emre, çok özür dilerim. Gelemiyorum. Gamer beni aldı. Şehrin diğer ucundaki bir turnuva lansman partisine gidiyoruz. Sanırım artık görüşmemeliyiz.
Emre, harfler kırmızı bir bulanıklığa dönüşene kadar mesaja bakakaldı. Hesabı ödedi, dokunulmamış kadehleri masada bıraktı ve çiseleyen İstanbul yağmuruna adım attı. Vapura doğru yürürken, mat siyah lüks bir spor arabanın caddeden hızla geçip kaldırıma su sıçrattığını gördü. Ön yolcu koltuğunda Elif oturuyordu; yüzü şehrin neon ışıklarıyla aydınlanmış, sürücüye bakarak genişçe gülümsüyordu.
Emre, gecenin karanlığında Beyoğlu’nu—ve Elif’i—arkasında bırakırken, motorun uğultusunu ve teknenin gövdesine çarpan soğuk suyun sesini dinleyerek gece vapurunun güvertesinde öylece kalakaldı.
Sonra Gamer çıktı geldi.
Emre onun gerçek adını, nereden geldiğini ya da ne iş yaptığını hiçbir zaman öğrenemedi. Bildiği tek şey; Elif’in bir gün ortak arkadaşlarıyla vakit geçirmek için bir sesli sohbet uygulaması indirdiği ve birdenbire Gamer’ın orada belirdiğiydi.
Başlarda her şey belirsizdi. Akşam yürüyüşlerinde genellikle denizin parıltılı yansımasına takılan Elif’in gözleri, artık avucunda parıldayan ekrana kaymaya başlamıştı. Emre heyecanla ailesinin deri dükkanını büyütmekten bahsettiği anlarda, Elif gelen bir mesaja aniden kahkaha atıyor, ardından telefonunu hızla ters çeviriyordu.
Annelerin gururu olan mantı sofrasında geçen bir akşam, "Kim o?" diye sordu Emre.
Elif başını bile kaldırmadan, öylesine "Sadece Gamer," dedi. "Çok komik biri."
İki ay içinde aralarındaki bütün denge altüst oldu. Emre’nin özenle planladığı buluşmalar sürekli yarıda kesiliyordu. Karaköy’den aldığı tatlı baklavaları getiriyor, fakat Gamer’ın kaçıramayacağı bir canlı yayını olduğu için kutu açılmadan öylece kalıyordu. Çiçeklerle kapısına gittiğinde ise Elif’i balkonda, kulaklıkları takılı hâlde, Emre’nin duyamadığı şakalara mikrofona doğru gülerken buluyordu.
Serin bir salı akşamı bardağı taşıran son damla düştü. Emre, Beyoğlu’nda Elif’in eskiden bayıldığı canı müzikli, küçük ve otantik bir meyhanede masa ayırtmıştı. Beyaz masa örtüsünün başında yakasını düzelterek oturdu, iki kadeh rakının içinde eriyen buzları izledi.
Otuz dakika geçti. Sonra bir saat.
Sonunda telefonunun ekranı aydınlandı.
Emre, çok özür dilerim. Gelemiyorum. Gamer beni aldı. Şehrin diğer ucundaki bir turnuva lansman partisine gidiyoruz. Sanırım artık görüşmemeliyiz.
Emre, harfler kırmızı bir bulanıklığa dönüşene kadar mesaja bakakaldı. Hesabı ödedi, dokunulmamış kadehleri masada bıraktı ve çiseleyen İstanbul yağmuruna adım attı. Vapura doğru yürürken, mat siyah lüks bir spor arabanın caddeden hızla geçip kaldırıma su sıçrattığını gördü. Ön yolcu koltuğunda Elif oturuyordu; yüzü şehrin neon ışıklarıyla aydınlanmış, sürücüye bakarak genişçe gülümsüyordu.
Emre, gecenin karanlığında Beyoğlu’nu—ve Elif’i—arkasında bırakırken, motorun uğultusunu ve teknenin gövdesine çarpan soğuk suyun sesini dinleyerek gece vapurunun güvertesinde öylece kalakaldı.